DİONYSOS
DİNLERİ
Olympos
Dini , insanlarla tanrılar arasındaki ilişkiyi kesin çizgilerle
ayırmıştır. Buna göre insan; sınırlarını bilmeli, kendini tanrılara eş
tutmamalı, ve insan olmakla yetinmeliydi.
Fakat Dionysos ‘un varlığıyla birlikte Homerik Olympos ’a zıt bir din
şekillenmeye başladı. “Dionysos Dini” olarak isimlendirilen bu
düşünceye göre; insanlar içlerindeki tanrısal bölümü geliştirmeli,
kendilerini olabildiğince tanrıya benzetmeli, arınma yoluyla mutlu bir
ölümsüzlüğe ulaşmaya çalışmalıydı.
Kısa zamanda etkisini arttırıp çeşitlenen Dionysos Dini, Yunan
toplumunda siyasal yapının koruyucusu olan Olympos Dini’nin
alternatifi halini aldı. Bu sürecin hızlanmasında Dionusos’un temel
niteliklerinin yanı sıra siyasal bazı olaylarında rolü vardı: İ.Ö 7.ve
6. Yüz yılarda Yunanistan’da tiranlarla aristokratlar arasında kıran
kırana bir mücadele baş gösterdi. Tüccar sınıfından gelenler ekonomik
güçlerini kullanarak yönetime geçmeye başladılar. Bu şekilde tiran
olanlar yönetici sıfatlarıyla, aristokratların topraklarını köylüye
dağıttılar ve bu şekilde köylüyü kendi yanlarına çekmek istediler.
Aristokratların ise ,Zeus ve Apollo inançlarını denetleyerek ellerinde
tuttukları bir güç vardı ve bu güç köylüler üzerinde halen etkindi.
Hemen hemen her şehirde siyasal yapıyı düzenleyen tapınaklarıyla
Olympos aristokratların arkasındaydı. Tiranlar, soyluların bu gücünü
ortadan kaldırmak istiyorlardı, fakat bunun için Zeus ve Apollo
geleneğine saldırmaktansa; halka daha yakın, halkın sevdiği yeni bir
inanç kaynağı kullandılar; bu da Dionysos kültü oldu.
Dionysos Dini’nin Olympos’a olan zıtlığının sebep ve sonuçları elbette
bu kadarla sınırlı değil. Ünlü arkeolog Gordon Childe’ın “ Tarihte
neler oldu? ” adlı kitabında, Dionysos Dini’nin ve eş kaynaklı
dinlerin oluşumuna ilişkin bölümü inceleyelim:
... Tunç çağı sırasında Yunanistan’da , rahip loncaları değil,
kahramanların sarayında ağırlanan ozanlar bir teoloji ortaya
koymuşlardı; ozanların bu teolojisi tanrıları savaş-sever
koruyucularının benzeri olarak gösteriyordu; kavgacı savaş bireyleri
nasıl Mykene kralının feodal egemenliğini kabul etmişlerse ,tanrılarda
öylece Olympos Zeusu’nun egemenliğini kabul ediyorlardı. Demir çağında
olympos tanrılarına kamuca hâlâ uygun ticari kurban ya da rüşvetler
sunuluyor ve hâlâ bu tanrılar için şehirler tarafından tapınaklar
kuruluyordu. Fakat tanrıların ölümlü modelleri Mykene kalelerini
boşaltınca, Homerik tanrılar yer yüzündeki Olympos’u terkedip göklerde
kayboldu. Tanrıların terkettiği doğanın kapıları bilime açıldı; bir
yandan da meydan eski köylülüğün ve yeni barbar kabilelerin
denetlediği bulanık sihirsel güçlere kaldı.
Eski sihir ayinlerinde “gizemli dinler” – barbar Trakya’dan gelen
şarap tanrısı Dionysos ya da Bakhüs kültü, Orphizm ve Eleusis
gizemleri –ve tümü de bir örgütlenmiş bütün olarak toplumdan çok
bireylere seslenen , aralarında Pythagoras’ın ve Platon’un
öğretilerinin de bulunduğu gizemli felsefeler doğdu. Gizemli dinler,
kitleler –mülksüz köylüler, madenciler ve hatta köleler- için, onlara
kurtuluş , maddi ve ekonomik acılarına manevi bir merhem sunan bir
ideoloji getirmişlerdi. Dionysos tanrısal coşkunluk yoluyla tanrı ile
birleşme olanağı sağlıyordu...
Dionysos Dinsel Törenleri’nde amaç tanrı ile birleşerek tanrılaşmak ve
doğa ile bütünleşerek onun tüm sırlarına ulaşmaktır. Coşku; bu hedefe
açılan kapı, şarap da bu kapının anahtarıydı.
Şimdi bu coşkunun tasvirini, Euripides’in Bakkhalar adlı oyunundan
alalım:
...
Ne mutlu bahtı açık olana,
ne mutlu tanrıların sırlarına erene!
Hayatını temizleyip günahlardan ruhunu
Bakkhos a verene!
Yıkayıp bütün kirlerini dağlarda
Tanrının delisi o1ana!
Ne mutlu, yoluyla kutlayana
Kybele anamızın cümbüşlerini;
ne mutlu, tyrsos u sallayarak başına sarmaşıklı çelengi takarak
Dionysos un ardından gidene! Haydi, Bakkha lar, durmayın, indirin
Bromios u Phrygia dağlarından;
getirin Dionysos u, tanrı babanın tanrı oğlunu,
Hellen ülkesinin mutlu şehirlerine. O tanrılar ki
bu, anası, eski bir zamanda, doğum
sancıları içinde, çarpıldı Zeus un
yıldırımlarına;
can verdi düşürüp karnındakini. O zaman Kronos un oğlu Zeus
aldı düşen çocuğu, görmesin diye karısı Hera, sokup kendi baldırına
altın kancalarla kancaladı. Sonra, Moira lar vakti doldurunca Zeus
doğurdu boğa boynuzlu tanrıyı;
başına bir çelenk taktı yılanlardan.
Onun için Mainad lar
yılanları toplar, saçlarına örerler.
Ey Thebai, Semele yi besleyen toprak, takın artık sarmaşık
çelenklerini Açılsın
çiçekleri, açılsın güzel meyveli yeşil saparnanın!
Bürün yapraklarına meşelerin, çamların!
Giyin benek benek ceylan postunu, süslen ak koyunların yününden
örgülerle,
yansın elinde narteks lerin sönmez ateşi! Yakındır
yeryüzünün korolarla coşup taşması.
Bromios geliyor, alaylarıyla, dağdan dağa, Dionysos delisi kadınların
gergeflerini,
mekiklerini bırakıp kaçtıkları dağlara.
Ey karanlık diyarı Kureta ların,
Girit te Zeus un doğduğu kutsal mağaralar,
orada icat ettiler, benim için,
üç sorguçlu miğfer giyen Korybant lar
çembere gerilen deriyi,
Orada karıştı coşkun davul sesleri
Phrygia kavallarının tatlı nefeslerine.
Korybant lar davulu Rhea anamıza verdiler
Bakkha lann çığlıkları arasında
gümbürdesin diye.
Onu coşkun Satryr ler Ana Tanrıçadan aldılar.
sesini korolara karıştırdılar, Dionysos a hoş gelen Trieterit
bayramlarında
Koşmak ne güzel, dağlarda
Bakkhos alaylarının ardından!
Sarılıp gezmek benekli ceylan postuna,
serilip yatmak toprağa!
Yakalayıp boğazlamak yaban tekelerini.
Kanlarını içmek, çiğ çiğ yemek etlerini!
Euhoi! diye bağırınca Bromios.
atılmak Lydia nın, Phrygıa nın dağlarına!
o zaman yeryüzünde derelerde süt akar,
derelerde şarap akar, bal akar;
Yükselir sanki yerden,
Lübnan buhurunun dumanları.
Bakkhos,elinde kızıl alev saçan narteks,
Sihirli gür saçları rüzgarda,
Koşturur peşinden dağlara düşmüş koroları.
Ve haykırır ruhları coşturan sesiyle:
“hey Bakkhalar koşun, koşun Bakkhalar !
ırmağından altın akan Tmolos’u
şenlendiren kadınlar!” |