|
|
|
40 Yaş Erkeği |
Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim; Bazen erkek soyu midemi
bulandırıyor. "Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana
dönüştürüyor bizi... Gözümüzü
kör ediyor; başımızı döndürüyor. Amerikan
başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından
"Taşfırın"ına kadar böyle bu...
Hele 40'ımızı geçmişsek... Hele cüzdanımızı şişirmişsek...
Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek...
* * *
Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar"
ağıtına, "televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik
ediyor. Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim
olmaya hazır "çıtırlar" fink atıyor. O ise pijaması
içinde "evi bekliyor". Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle-
"Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi öleceğiz?" sorusu
beyni deşiyor. Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa
döküyor 40 yaş erkeğini...
Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode
iltifatlar, cepte karaborsa Viagra'larla... Hâlâ
beğeniliyor olmanın vehmi, hala yapabiliyor olmanın hazzına karışıyor.
Tatmin edilen ego şiştikçe şişiyor. Nefis uyanınca göz, ne
iş ne ev görüyor. Bitap evliliklerin tozunu, sevgisiz
ilişkiler alıyor. Her dişlenen "taze et", yenileri davet ediyor. Ev
zulaları, günahların çetelesini tutuyor. İhanet kol geziyor.
* * *
Kim bilir kaç erkek, gömlekteki bir ruj izi, cepte
unutulmuş bir mektup ya da ansızın gelen bir telefon mesajı
yüzünden kan ter içinde hesap verdi,
çocukça boyun eğdi, beceriksizce yalan söyledi,
öfkeyle terk etti, terk edildi bugünlerde...
Kaçı, pişman gözler, yalvaran sözlerle geri
döndü eşine, döndürdü eşini...
Kaçı, ertesi gün unuttu, "ebediyen" verdiği sözleri...
Kaçı, haber verenleri suçladı, yakalandığında...
Kaçı, yakalanana "enayi" dedi, haberi duyduğunda...
Ve kaç "kutsal kadın", aile denilen kumdan kalenin
sınırboylarını bekledi, kızarak, ağlayarak, utanarak, yine de diş
bilediği kale reisini savunarak; ...ve göz yumarak... bazen
sevgiden, çoğu kez çaresizlikten...
...aynı saatlerde erkek, bir kahvede, becerdiklerini anlatırken...
* * *
Yanlış anlaşılmasın. Garipsediğim, 40 yaş erkeğinin kadını sevmesi
değil; sevmemesi... Ve şaşırtıcı olan, ihanet etmesi değil; ihanet
ettiği hayatı aynen sürdürmesi... Yaşadığının bedelini
ödemeye cesaret edememesi... Harcına yalan kattığı kaleyi terk
edememesi... "Ben de karımın kaçamağını, ondan beklediğim
tevekkülle karşılayabilirim" diyememesi...
Hep kendine yontarak diktiği ikiyüzlü bir ahlak totemine her
daim secde etmesi... Ne ihanet ettiği, ne ihaneti paylaştığı kadına
karşı dürüst olabilmesi... 40'ında hala para karşılığı
çiftleşmeyi, geceden kalma pudra izini banyoda gizlice
çitilemeyi, cep telefonunu her an patlayabilecek bir el bombası
gibi gizlemeyi kendine
yedirebilmesi...
* * *
Kabul edelim: Evlilik bitti!
Çağ yorgunu aile, ancak başka kadınların (ya da erkeklerin)
kolunda yürüyebiliyor. Yalan, bir mecburiyetler rejimi
sayılan evliliğin temellerini oyuyor. Ve herkes her şeyi bilerek,
gönülsüzce boyun eğerek bu oyunu oynuyor. Çare,
eşlerin birbirinin hayatını yaşamaktan vazgeçip her hayatı,
sahibinin nefsine, iradesine, vicdanına, insafına terk etmesidir. Sevgi
varsa, aile ilelebet sürecektir. Yoksa, böyle
sürdürmek rezilliktir.
Yalansız yaşamayı özlemediniz mi?
|
Can Dündar (Şiir Gibi Yazılar)
>>>> Bu Şiiri Facebook'ta Paylaş <<<<
|
|
|