VazgectimSenden

Ana Sayfa

Resimler Yazılar Şiirler Videolar Hobby Astroloji Biyografi Atatürk Köşesi

Forum

Yemek Tarifleri

Avatar Arşivi

Msn ifadeleri

İsim Anlamları

Testler

Cins-i Latife

Yerli Şarkı Sözü

Yab. Şarkı Sözü

Melodi & Logo Alışveriş Webmaster Hava Durumu Sanal Doktor E-Kart Büyücülük Rüya Tabirleri Tatil Rehberi
Aşk Doktoru Sanal Çiçek Hediye Fabrikası Çocuk Bölümü Bilgi Yarışması Meslek Rehberi Downloads Flashlar
Üye Ol
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Şifremi hatırla    > Giriş Yapamıyorum?

 Biyografi Bölümü

   Bu Bölümümüzde Bulunan Toplam 3318 Biyografi 587176 Kez Görüntülenmiştir.

Biyografi Ana Sayfa
Bütün Biyografileri Listele
Biyografi Nedir?

 

Abuzer Uğurlu

Abuzer Uğurlu

1943 yılında Malatyada doğdu. 1966-1973 yılları arasında Türkiyeye 27 milyon adet mermi ve 70 bin civarında silah sokulması ile ilgili olarak yargılandı ama delil yetersizliğinden beraat etti [Uğur Mumcu, Silah Kaçakçılığı ve Terör, s.70-77]. Uğurlu kısa bir süre sonra Bulgaristana yerleşecek ve kaçakçılık işlerini bu ülkede yürütecekti. 1974 yılında çıkan af yasasıyla bir kısım suçları affedildi. 1974-1979 yılları arasında "Yıldırım" kod adı le MİT için çalıştı [Mehmet Eymür, ATİN]. Bu arada İnterpol tarafından uyuşturucu kaçakçılığı suçu ile aranıyordu [D.Yurdakul, C. Erdinç, ÇETELE, s289]. Uğurlunun ismi 1979 yılında şüpheli bir intihar ile ölen kaçakçı İbrahim Telemenin iddialarında geçiyordu. Milliyet gazetesi başyazarı Abdi İpekçi öldürülmeden önce kaçakçılık konuları ile ilgili yazılar yazıyor ve Uğurludan bahsediyordu.

1978 yılında hükümet kuran CHPnin MHPli Gün Sazakın yerine Gümrük ve Tekel Bakanı yaptığı Tuncay Mataracının, Uğurludan rüşvet aldığı ve Onun istediği kişileri Gümrük Müdürü yaptığı 12 Eylül sonrası ortaya çıktı [F. Ünlü, Susurluk Gümrüğü, s.77]. Bu arada Milliyet gazetesini satın almak isteyen Kemal Derinkökün, Uğurlu ile yakın ilişikisi vardı. İpekçi suikastının tetikçisi olarak idama mahkum edilen Mehmet Ali Ağca, cinayetten önce Uğurludan yardım gördüğünü söyleyecekti. Uğurlu 1984de MİT ve EMniyetin beraber yürüttüğü Babalar Operasyonu sırasında tutuklandı. 1987 yılında tekrar tutuklanan ve 1988de tahliye edlen Uğurlu hakkında 10 Temmuz 1991de İstanbul DGMde 36 yıl hapis istem ile bir dava açıldı. 20 Ekim 1999da İstanbulda yakalandı [F.Ünlü, Susurluk Gümrüğü,s.89].

Abuzer’in en esrarengiz yılları
Faruk Mercan
Aksiyon 4 ağustos 2001 Sayı 348


Kaçakçılık dünyasının en ünlü ismi olarak kabul edilen Abuzer Uğurlu, Sofyadan kendisine gönderilen 7 kilo kokainin 31 Temmuz 1995 günü sınırda yakalanması üzerine 8 Ağustos 1995 tarihli polis ifadesinde hayat hikayesini böyle anlatıyor.
"Ben 1943 yılında Malatyanın Pötürge kazasına bağlı Sinan köyünde dünyaya gelmişim. 1951 yılında İstanbula geldim. İstanbulda Çemberlitaş muhitine yerleştik. İlkokul tahsilimi Mahmutpaşa ilkokulunda bitirdim. Ortaokulu Kadıköy ortaokulunda tamamladım. Mahmutpaşada işportacılık işleriyle uğraştım, 1964 yılında askere gittim. Askerlik hizmetimi Ankara ili
Tandoğan mevkiinde bulunan inzibat merkezinde tamamladım. 1966 yılında İstanbula geri geldim. Hırdavat üzerine dükkan açtım, bu yeni dükkanım Mahmutpaşada idi. Çeşitli işler yaptım, en son 1968 yılı içerisinde kuru kahve dükkanı açmıştım. O tarihte
kaçak olarak getirilen 200 kilo civarında kahvem polis tarafından ele geçirildi. Fatura olmadığı için, hakkımda herhangi bir işlem yapılmaması için Bulgaristanın Sofya şehrinden Almanyanın Münih şehrine kaçtım. 1968 yılından 1974 tarihine kadar
Münihte ve Sofyada kaçak olarak dolaştım. Kaçak olmamın nedeni, İstanbulda Mahmutpaşa semtinde kaçak
yoldan dükkanımda polis tarafından ele geçirilen kahveden dolayıdır. Olayla ilgili İstanbul Cumhuriyet
Savcılığı tarafından arandığımı biliyordum. 1974 yılı içerisinde çıkarılan af yasasından yararlandığım için
dava düştü. 1974 yılında çıkarılan af yasasından sonra Türkiyeye geldim. 1974 yılından 1980 yılına kadar
Kadıköy Çiftehavuzlar Bağdat caddesi no:242 sayılı yerde Batı Dilleri Lisan Okulu ismi altında işyeri çalıştırıyordum. Daha doğrusu lisan kursu verdiriyordum. 1980 yılında 12 Eylül ihtilali oldu. 12 Eylülde gözaltına alındım, Selimiye kışlasına gittim.
Gözaltına alınma nedenim, 1980 öncesi elektronik eşya kaçakçılığı yaptığımdan dolayı Ankara Sıkıyönetim
Komutanlığı 4 nolu Askeri Mahkemesinde yargılandım. 15 yıl hapis cezası aldım, 2 yıl da Yüce Divanda yargılandım. (Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay Mataracıya rüşvet davası). Toplam olarak 17 yıl hapis cezası aldım. Bu cezamın tam yedi yılını cezaevinde yattım. 1988 başlarında Tekirdağ cezaevinden tahliye edildim. İstanbula geldim, Kadıköy Kızıltoprakta
1993 yılı içerisinde Volga Dış Ticaret Limited şirketi adı altında konteyner işini kurdum, halen çalıştırıyorum."

İstanbul piyasasını iyi tanırım

Kaçakçılık dünyasının en ünlü ismi olarak kabul edilen Abuzer Uğurlu, Sofyadan kendisine gönderilen 7 kilo kokainin 31 Temmuz 1995 günü sınırda yakalanması üzerine 8 Ağustos 1995 tarihli polis ifadesinde hayat hikayesini böyle anlatıyor.
Mesleğini "Nakliyeci" olarak gösteren Uğurlu, Sofyada araba alım satımı işiyle uğraştığını belirtiyor. Bildiği diller sorusuna da, İngilizce ve Bulgarca cevabını veren Uğurlu, "Ben uyuşturucu aleminde organizatör bir adamım" demesine karşılık isminin
karıştığı büyük uyuşturucu olayları hatırlatılınca bunları kabul etmiyor. Örneğin, 1978 yılında Hollandada yakalanan 1,5 ton esrar olayından dolayı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde beraat ettiğini belirtiyor. 1988de yine Hollandada yakalanan 99 kilo
eroin yüzünden yine isminin verildiğini, bu davanın ise İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde sürdüğünü
belirtiyor.

Yalnızca kokain konusunda net konuşuyor. "İstanbul piyasasını iyi tanıdığım için beni bu kokain ticaretine sokmak istediler... Ben uyuşturucu aleminde organizatör bir adamım. Kokaini kulüp çalıştıran ve pavyon işleten kişilere satacaktım. İsim vermek
istemiyorum. Çünkü benim gibi beyin bir adam bu tür olaylarda isim vermez, bizlere yakışmaz isim vermek..."
Dört yıl Ataköyde saklandı İnterpol tarafından 1980de uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla Uğurcan Elmas, İdris Özbir ve Hüseyin Çil gibi şahıslarla birlikte arandığı hatırlatılınca da, "Bu şahıslarla birlikte, Hollandada ele geçirilen 1 ton esrar maddesiyle ilgili olarak 1980 ihtilalinde gözaltına alındık, yargılandık" diyor.Aslında Abuzer Uğurlunun ismi, 20 Ekim 1999 günü İstanbul Ataköyde bir polis baskınıyla gözaltına alınana kadar, artık neredeyse unutulmuştu. Yedi kilo kokain olayında savcı tarafından serbest
bırakılmasından hemen sonra gıyabında tutuklanmış ancak, bir kaç yıl Bakırköy polis bölgesindeki Ataköyde saklanabilmişti.
Milli İstihbarat Teşkilatının eski yöneticilerinden Mehmet Eymür Washingtondan çıkardığı internet sitesinde, bir kaç gün önce onunla ilgili bir mektubu yayınlayınca yeniden ismi gündeme geldi.Mektup, 10 Temmuz 1985 tarihini taşıyor ve bu tarihe
kadar MİTin kaçakçılık şubesini yönetmiş olan Mehmet Eymür tarafından MİT Müsteşarı Korgeneral Burhanettin
Bigalıya hitaben yazılmış. Bu tarihe kadar MİTin kaçakçılık şubesinin başında olan Eymür, önce Beyruta, bunu kabul etmeyince
Adanaya tayin edilmek isteniyor. Bunun üzerine MİT Müsteşarı Burhanettin Bigalıya, tayininin mafya tarafından yaptırıldığını belirten ağır suçlamalarla dolu bir dilekçe veriyor ve MİT Okuluna öğretim görevlisi olarak atanıyor.

MİT onu kontrol edemiyor
İşte 10 Temmuz 1985 tarihli mektup, kaçakçılık şubesindeki görevine veda edip MİT okulundaki yeni görevine başlayan Eymürün, giderayak MİT Müsteşarına bıraktığı uyarıcı bir mesaj niteliğini taşıyor. Bu mektubu kendi derdinden ziyade mesleki sebeplerle yazmayı bir görev bildiğini belirten Eymür, dördüncü cümleden itibaren sözü Abuzer Uğurluya getiriyor ve
onun İstanbul Lisan Okulu çalıştırdığı yıllara değiniyor: "Bugün bütün dünyanın adından bahsettiği Abuzer
Uğurlu, 1974—1979 yılları arasında teşkilatımızca (İstanbul) kullanılmıştır. Bir dublaj operasyonu diyebileceğimiz bu faaliyetin zamanla aleyhimize geliştiği bugün apaçık ortadadır. Buna merkezi olmayan disiplinsiz bir sevk ve idare, zamanla menfaat
ilişkilerine dönen mesleki temaslar ve K/O — Ajan ilişkilerinde sevk ve idare edilen şahsın geniş imkan ve para gücünün yanı sıra, elemanın hasım servisten olan menfaatlerinin kıyaslanmayacak kadar üstün olması gibi sebepler neden olmuştur. Bildiğim kadarıyla
Abuzer Uğurlu ile resmi ilişkinin kesilmesinden sonra da bazı kişisel temaslar devam etmiştir."

Eymürün iddiasına göre "hasım istihbarat servisi" ile ilişkisinin ağır basması yüzünden Uğurlu MİTin kontrolünden çıktı. Eymür çarpıcı iddialarını şöyle sürdürüyor: "Kanaatime göre Abuzer Uğurlu, Sovyetler ve Bulgarlar tarafından Türkiyede bir baş ajan şeklinde kullanılmış, Abuzer ve Bekir Çelenk vasıtasıyla MHP ve Ülkücülere hulul edilmiş, Türkiyede İpekçi cinayeti,
Bahçelievler cinayeti, Adana Emniyet Müdürü cinayeti gibi provokatif ve halkın güven duygusunu kaçıran,
nefret yaratan ve güvenlik güçlerini sağ mihraklar üzerine teksif eden operasyonlar planlanmıştır. Ağca, Papa suikastında muvaffak olsaydı hem Hristiyan alemi Türkiyeye cephe alacak hem de yurt dışında bulunan Ülkücüler Batı Güvenlik güçlerinin bir numaralı hedefi haline getirilecekti. Tabiatıyla bu arada hem PAPA hem de Polonyadaki direniş hareketi cezalandırılmış
olacaktı."

Sovyetlerin Türkiyeye sızma operasyonu
Eymüre göre, Mehmet Ali Ağca, Oral Çelik, Abdullah Çatlı, Aydın Telli gibi isimler, Abuzer Uğurlu ve Bekir Çelenk ile irtibatlıydılar. Eymür mektubun bu bölümünde Bekir Çelenk üzerinde de önemle duruyor ve şu iddiaları sıralıyor: "Bulgarlar Bekir Çelenki aniden Türkiyeye yollamışlardır. Nedeni anlaşılmamıştır. Yakın tarihte öğrendiğime göre Bekir Çelenkin Bulgaristanda
ifadesini almaya giden İtalyan Savcı, Bekir Çelenkin telefon defterinde, İstanbul MİT Teşkilatına ait telefonlar da tespit etmiştir. Halen bu tutanaklar Emniyet Teşkilatında mevcuttur. Bu Bulgarların hazırladığı bir mizansen olabilir. Buna rağmen Ağca
davasında sıkışacaklarını anlayan Bulgarların dünya kamuoyunun dikkatini Türkiye üzerine çevirmesi mevcut
ilişkileri dikkate alındığında gayet kolay olacaktır.Sovyet ve Bulgarlar, Türk yeraltı dünyasının büyük bir bölümünü bir başka amaçla daha kullanmışlardır. Normal Espiyonaj faaliyetleri ile ulaşamadıkları üst düzey yöneticilere Mafya vasıtasıyla ve menfaat ilişkileri
ile yaklaşmışlardır. Bugün birçok tahkikatın engellenmesi bu ilişkilerin ortaya çıkması korkusundan kaynaklanıp, menfaat ilişkilerinin devlet güvenliğinin üstüne çıkmasına neden olmaktadır."

1985 yılı Temmuzunda Bulgaristan tarafından Türkiyeye gönderilen Bekir Çelenkin ifadesini, bu tarihte İstanbul Mali Şube Müdürü olan Cevdet Saral aldı. Çelenkin silah ve mermileri Bekir Çelenk, 1934te Kiliste dünyaya geldi. İlkokulu
4. sınıftan terk etti, daha 18ine varmadan, kaçak mallar getirmek üzere Suriyeye gidip gelmeye başladı. Babasından aldığı beş bin lirayla 1952de Ankaraya geldi. Ankarada bir süre bakkal işleten ve hırdavatçılık yapan Çelenk, daha sonra Ankara—Kilis
arasında çantacılık yapmaya başladı. Jilet ve çakmak gibi kaçak malları getiriyordu. Ankarada saatçilik ve kuyumculuk da yapan Çelenk, 1961de İstanbula geldi. 1963te İstanbulda bir nakliye şirketi kuran Çelenk, aynı yıl Çanakkalede kaçak kahve ve çakmak yakalatmaktan tutuklandı. Beş ay cezaevinde kalan Çelenk, dava sonucunda 1965te beş yıl hapis cezasına
çarptırıldı. Bunun üzerine Almanyaya kaçtı. 1966—69 arasında, Almanyada "exportçuluk" yaptığını, silah ve
mermi kaçakçılığına bu dönemde başladığını belirtip, "10 bin, 20 bin adet mermi ile, 20—30 adet civarında
dağişik marka Alman silahlarından... satarak para kazandığım silah ve mermi olayı vardır" diyor. Çelenk, silah işinden karı hemen fark ediyor: "Silah ve mermi işinin külliyetli miktarda Bulgaristan üzerinden yapılması sonucu Almanyadan Bulgaristana
gelip gittim... Bu sefer 400—500 bin civarında mermi ve 500 civarında değişik marka, genelde Çekoslovak
yapısı silahları genelde gemilere elektronik ve elektrik malzemeleri ile birlikte yüklenmesi şeklinde sevkiyatına başladık... Bulgar makamları ve yetkilileri bu tür malların satışını Kintex firması aracılığı ile doğrudan kendileri yaptıkları için
satışı ve sevki esnasında önemli bir müşkilatla karşı karşıya kalmıyorduk..."

Sofyadaki cezaevi günleri
Çelenk, 1970te İsviçreye yerleşiyor ve Falcon saat fabrikasına 400 bin frankla ortak oluyor. Türkiyeye döndüğü 1975 yılına kadar saat işine devam ediyor. Daha önce iki evlilik yapan Çelenk, Hülya Koçyiğitin kız kardeşi Nilüfer Koçyiğitle 3. evliliğini yapıyor.
Bu arada İsviçredeki saat işinden iflas ediyor ve 12 Eylül darbesinden 9 gün sonra yurtdışına çıkıyor. Yeniden Almanyaya giden Çelenk iki gemi satın alıyor. Papa suikastinden sonra da, Bulgaristana geldiğinde tutuklanıyor: "Bulgaristanda 31 ay (tutuklu) kaldım. Bu 31 ay içerisinde Mehmet Ali Ağca ile ilgili bilgime başvurdular. Tanıyıp tanımadığımı sordular..Bulgaristanda bulunduğum süre içerisinde İtalyan Savcı Martella ifademi aldı. Papa suikasti ile ilgili Ömer Mersanı tanıyıp tanımadığımı sordu..."
Eymürün anlatımlarına bakarsak, Bulgarların Çelenke Ağcayı sormaları anlamsızdı. Onlar, Çelenki de, Ağcayı da gayet iyi tanıyorlardı. Ve sırf Türkiyeyi zor duruma düşürmek için bir mizansenle Çelenk İstanbula gönderildi. Bekir Çelenk İstanbuldaki
sorgusundan sonra Ankarada Mamak Askeri Cezaevine konuldu. Ancak aynı yıl cezaevinde kalp krizinden
öldü.

Uğurlu ve Ağcanın Kartal buluşması
Abuzer Uğurlu ise, şu anda Mehmet Ali Ağca ile birlikte Kartal Cezaevinde yatıyor. Uğurlu, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde yargılandığı sırada Abdi İpekçi suikasti dosyasından da ifade vermiş bu duruşmada, Uğur Mumcu da tanık olarak dinlenmişti.
Mahkeme Uğur Mumcuya, Abuzer Uğurlunun İpekçi suikasti ile ilgisini gösterecek herhangi bir bilgi ve belgeye sahip olup olmadığını sormuş, Uğur Mumcu, "Hayır" cevabı vermişti. Acaba Papa suikasti öncesinde Abuzer Uğurlu, Mehmet
Ali Ağcaya para göndermiş miydi?.. Bir bilgiye göre, Avukat Doğan Yıldırım bir öğrenci için Uğurludan
yardım isteğinde bulunmuş, Uğurlu bu isteği yerine getirmişti ve bu öğrenci Ağcaydı. Bekir Çelenk ifadesinde, Abuzer Uğurlu ve kardeşi Sabri Uğurluyu Sofyada tanıdığını belirtiyor. İlginç olan hem Uğurlunun hem de Çelenkin 1960lı yıllarda
kahve kaçakçılığı suçlarından dolayı Türkiyeden kaçmak zorunda kalıp Sofyaya demir atmaları. Mehmet Ali Ağca, İtalyadan Türkiyeye getirilmesinden sonra hakim önüne çıkınca ilk sözleri ne olmuştu: "Bir senaryo vardı, ben sadece o senaryonun aktörüydüm." Hangi karmaşık ilişkilere girmiş olurlarsa olsunlar, biri ilkokuldan terk, diğeri ortaokul mezunu Çelenk ve
Uğurlu da, Türkiyeyi 1980lere getiren senaryonun yalnızca küçük birer aktörüydüler.

İçerik Kelimeleri : Abuzer Uğurlu Hayatı, Abuzer Uğurlu Kimdir, Abuzer Uğurlu Otobiyografisi, Abuzer Uğurlu Nerede Doğdu, Abuzer Uğurlu Hangi Tarihte Doğdu

Reklam Verin | Reklam Alın | Gizlilik Politikası | Hak ihlali Bildirimi | Site Kuralları

     Sayfa Başına Git